Hz Musa’nın Kabri Şerifleri

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hazreti Musa’nın kabri Küdüs’ün yaklaşık 40 kilometre doğusunda Yahuda Çölünde Nebi Musa Külliyesinde olduğu rivayet edilmiştir. Hazreti Musa’nın kabri  Selahaddin-i Eyübi’nin Küdüs muhasarası sırasında tespit edilir. Savaşta Selahaddin’in karargahı buralarda bir yerde bulunduğundan, yapılan savaşta şehit düşen Müslüman askerleri buraya defnedilir.

Şehitlik

On Emir

  1. Karşımda başka ilahların olmayacak.
  2. Kendin için oyma put, yukarda göklerde olanın, yahut aşağıda yerde olanın, yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın, onlara eğilmeyeceksin ve onlara ibadet etmeyeceksin.
  3. Yehova’nın, Rab’ın ismini boş yere ağıza almayacaksın.
  4. Sebt gününü takdis etmek için onu hatırında tutacaksın. Altı gün işleyeceksin ve bütün işini yapacaksın, fakat yedinci gün Allah’ın Rab’e Sebttir. Sen ve oğlun ve kızın, kölen ve cariyen ve hayvanların ve kapılarında olan garibin hiçbir iş yapmayacaksınız. Çünkü Rab gökleri, yeri ve denizi ve onlarda olan bütün şeyleri altı günde yarattı.
  5. Babana ve anana hürmet edeceksin.
  6. Öldürmeyeceksin.
  7. Zina etmeyeceksin.
  8. Çalmayacaksın.
  9. Komşuna karşı yalan şahitlik yapmayacaksın.
  10. Komşunun evine tamah etmeyeceksin, komşunun karısına, yahut kölesine, yahut cariyesine, yahut öküzüne, yahut eşeğine, yahut komşunun hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin.

Hz Musa’nın Şuayb As ile Karşılaşması

MEDYEN KAVMİ VE EYKE ASHABI

Medyen Kavmi’nin yeri, Suudi Arabistan’ın batısında, Ürdün ve İsrail‘in güneyinde bulunmaktadır. Medyen,İbranice’de, çekişme ve yargı gibi anlamlara gelmektedir. Kelimenin semitik yapısı; “yargılama yeri” anlamında bir kökten, gelmektedir. Aynı zamanda MedyenHz. İbrahim’in, Ketura adlı cariyesinden doğan oğlunun adıdır. İbrahim’inKetura‘dan çocukları; Zimran, Yokşan, Meden, Medyen, Yişbak, Şuah’dır. Medyen‘in çocukları ise; Eyfa, Efer, Hanok, Abida, Eldaa’dır.

Medyen ve Ashab-ül Eyke(Eyke Halkı’na), Kur’an‘da adı geçen Hz. Şuaybelçi olarak gönderildi. Şuayb, bu iki kavmin her birine, ayrı ayrı “tebliğ”de bulundu. Bu iki toplulukla yaptığı “tebliğ mücadelesi”Kur’an‘da çeşitli ayetlerde geçmektedir.

İKİ KOMŞU KAVİM: MEDYEN VE EYKE

MEDYEN 

Coğrafyacılara göre Medyen şehri, Tebük’ten altı günlük mesafede bir sahil şehridir. MedyenAyla‘dan Medine’ye giden hacıların takip ettikleri yol üzerinde, ikinci konak yeriydi. Mekke‘ye bağlı mevkiler arasında yer alıyordu. IX. asırda, Ya’kübi; Medyen‘in, akar ve memba suları, bahçeleri ve hurmalıkları bol bir bölgede bulunduğunu ifade etmektedir. İstahri; Medyen‘in, Tebük’ten daha büyük olduğunu söylemektedir. Şahsi hatıralarına dayanarak, Musa‘nın, oradaŞu’ayb‘ın sürüsünü suladığını ifade etmektedir.

Aynı zamanda, o çağda bir evin altında gizli bulunan bir kaynaktan bahsetmektedir. Daha sonra bu şehir, yavaş yavaş rağbetten düşmüştür. XII. asırda İdrisi bu şehirden, gelir kaynakları olmayan bir ticaret şehri olarak bahseder. Abu’l- Fida’ya göre de, XIV. asırda, harabe halinde bulunmaktaydı. Bu şehir, son devirlerde, Rüppell, Burton ve Musil tarafından, yeniden ziyaret edilmiştir.

Arapların mezar çukurlarına atfen Mağairi Şu’ayb dedikleri büyük harabeler vardır. Sahildeki Makna‘dan tahminen 28 km mesafede, 28° 28´ kuzeyde, akarsuları ve hurmalıkları ile meşhur al-Bad Vadisi’nin güney kısmında bulunmaktadır. Burton’a göre, 29° 28´ ve 27° 40´ kuzey dereceleri arasında bulunan bütün ülkeye, Arz-ı Medyendenilmektedir.

Şuayb (a.s)’ın, Peygamber olarak Medyene gönderilmesi ve ‘Medyenliler’i uyarması’ şöyle bildirilir:

Medyen’e kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Dedi ki:
“Ey kavmim, Allah’a köle olun! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın. Muhakkak ben, size ‘hayrı'(hakkı) gösterdim. Ve doğrusu sizi kuşatacak olan bir günün azabından korkuyorum.”

“Ey kavmim, ölçüyü ve tartıyı adaletle tutun. İnsanların eşyasının(mallarının) değerini düşürmeyin. Ve yeryüzünde fesat çıkararak, bozgunculuk yapmayın.”

“Şayet iman ediyorsanız, Allah’ın bakiyesi(helal kazanç), sizin için daha hayırlıdır. Ben, sizin üzerinizde bir muhafız da değilim.”

[HUD (11)/ 84-86]

Görülüyor ki, Şuayb(a.s), onları, Allah‘a köle olmaya, kendisine itaat etmeye ve her türlü bozgunculuktan uzak durmaya davet ediyordu. Fakat Medyen halkı, Şuayb(a.s)’ın uyarılarına kulak asmadılar ve sapkınlıklarında ileri gittiler.

Dediler ki :
“Ey Şuayb, senin söylediklerinin çoğunu biz anlamıyoruz. Muhakkak biz seni, aramızda zayıf olarak görüyoruz. Şayet senin aşiretin olmasaydı, elbette seni taşlardık. Sen bize karşı da bir üstünlük sahibi değilsin.”

[HUD (11)/ 91]

Şuayb (a.s) ise onların bu taşkınlıklarına rağmen, uyarılarını sürdürüyor ve onları gelecek olan büyük bir azap ile korkutuyordu:

(Şuayb) dedi ki:
“Ey kavmim, benim aşiretim, Allah’tan daha mı azizdir ki, Allah’ı arkanıza atıyorsunuz. Muhakkak benim Rabb’im, yaptıklarınızı kuşatmıştır.”

“Ey kavmim, bulunduğunuz hal üzere amel edin, muhakkak ben de amel ediciyim. Alçaltıcı azap kime gelecek ve yalancı olan kimdir, yakında bileceksiniz. Siz bekleyip-gözetleyin, ben de sizinle birlikte gözetleyenlerdenim.”

[HUD (11)/ 92-93]

Her türlü tebliğuyarı ve korkutmalara rağmen, Allah’ın Elçisi’ni dinlemediler; zulüm, taşkınlık ve kötülükte ısrar ettiler. Böylece, Medyen halkı üzerine vadedilmiş olan azap hak oldu:

“Böylece onları bir ‘sarsıntı’ tuttu. Arkasından da yurtlarında, diz çökmüş olarak sabahladılar.”

“O Şuayb’ı yalanlayanlar, sanki orada ‘hiç yaşamamış’ oldular. Şuayb’ı yalanlayanlar, hüsrana uğrayanlar onlardır.”

                                                                                                                     [ARAF (7)/91-92]

Ayette geçen “recfe ” kelimesi, sarsıntı anlamına gelmektedir. Elmalı tefsirinde denilir ki; “Semud‘un çığlığı üstten,Medyen‘in çığlığı alttan gelmiştir.”

“Ne zaman ki Emrimiz geldi, tarafımızdan bir rahmetle Şuayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri kurtardık. O zalimleri, bir ‘sayha'(ses) yakaladı. Onlar, yurtlarında diz çökmüş olarak sabahladılar.

“Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Dikkat edin! Semud kavminin uzaklığı gibi, Medyen kavmi de (Allah’ın rahmetinden) uzak oldu.

                                                                                                                    [HUD (11)/ 94-95]

Medyen kavmi, kâfirlerin kaçınılmaz sonu olan helaka maruz kaldıktan sonra, Şuayb(a.s)’ın üzüntüsü, Kur’an’da şöyle bildirilir:

O da onlardan yüz çevirdi ve dedi ki:
“Ey kavmim, muhakkak size Rabb’imin mesajını, tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Şimdi ben, inkâra sapan bir topluluğa nasıl üzülebilirim?”

                                                                                                                     [ARAF (7)/93]

EYKE HALKI

Medyen dağlık, Eyke ise, ormanlık olan iki yerleşim yeriydi. Eyke ashabına, Eykeliler yahut Leykeliler de denir. Eyke, yumuşak ağaç bitiren bataklık demek olup, Medyen‘e doğru, deniz sahilinde bir yerin adıdır. Burada yaşayan bir topluluk vardı. Şuayb (a.s), bunlara da elçi olarak gönderilmişti.

Ancak Şuayb, onların(Eykeliler‘in) kavminden değildi. Medyen kavmindendi. Bu nedenledir ki Kur’an şöyle der:

Medyen’e kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Şuayb, dedi ki:
“Ey kavmim, Allah’a köle olun! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. 
Muhakkak size, Rabb’inizden apaçık bir delil gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların eşyasını(mallarını) değerinden eksiltmeyin ve ıslah ettikten sonra, yeryüzünde fesat çıkarmayın. Şayet iman ediyorsanız, bu sizin için daha hayırlıdır.”

[ARAF (7)/ 85]

“Eyke ashabı da, elçilerini yalanladı.

“O zaman onlara Şuayb dedi ki: ‘Sakınmıyor musunuz?'”

“Muhakkak ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”

“Allah’tan korkup-sakının ve bana itaat edin!”

                                                                                                              [ŞUARA(26)/ 176-179]

Bu ayetlerden, Şuayb‘ın, Medyen kavminden olup; hem Medyen‘e ve hem de Eyke halkına elçi olarak gönderildiği, açıkça anlaşılmaktadır.

“GÖLGE GÜNÜNÜN AZABI”

Şuayb, İbrahim’in torunlarından Mikail‘in oğludur. Annesi ise Lut’un kızıdır. Yüce Allah‘tan Şuayb’a kitap veya sahife gönderilmedi. OÂdem, ŞitİdrisNuh ve İbrahim’e indirilen sahifeleri okudu ve onlarla tebliğde bulundu. Şuayb, büyük bir hatipti. İnsanları hak söz ve uyarılarla aydınlatmaya çalıştı. Dolayısıyla ona, elçilerin hatibi denilmiştir.Medyen ve Eyke halkıŞuayb‘ı dinlemediler ve bunun sonucunda, ayetlerde ifade edildiği gibi helâk oldular.

Eykeliler, bununla da yetinmediler, azabı isteyecek kadar ileri gittiler. Eyke halkı, elçileri Şuayb‘ı yalanlayarak, dediler ki:

“Şayet doğru sözlü isen, Gök’ten üstümüze bir kütle(göktaşı) düşür.”

“(Şuayb) dedi ki: ‘Rabb’im, yaptıklarınızı daha iyi bilir.'”

“Arkasından onu yalanladılar. Böylece, ‘gölge gününün azabı’ onları yakaladı. Muhakkak o, büyük bir günün azabıydı.”

                                                                                                              [ŞUARA(26)/ 187-189] 

ŞUAYB MEKKE’YE GİTTİ

Taberi, hadislerden yola çıkarak; “Milletler ve Hükümdarlar Tarihi” isimli eserinde şunları söylüyor:

“Eykeliler azabı isteyince; Güneş, yedi gün müthiş bir sıcaklık yaydı. O sırada gökyüzünde bir bulut belirdi ve serin bir rüzgâr esti. Eykeliler, bulutun gölgesinde toplandılar. Birden Gök’ten “ateş kütlesi” indi ve Eyke halkı, yeryüzünden silindi.

Şuayb, kendisine tabi olanlarla birlikte, Mekke‘ye gidip yerleşti. Orta boylu, buğday benizli biri olan Şuayb, hayatının sonuna doğru gözlerini kaybetmişti. Mekke‘de vefat etti. Türbesinin, Kâbe‘nin batısında, Darünnedve ile Benu Semhkapısının arasında olduğu rivayet edilir. Şuayb, aynı zamanda Musa‘nın kayınpederi idi. Kızı Safura‘yı, Musa ile evlendirmişti. İbn-i Kesir; Hasan Basri ve Malik b. Enes’den nakledilen bir rivayeti delil getirerek diyor ki: “Şuayb,kavmi helâk olduktan sonra uzun bir süre yaşamış ve aynı zamanda Musa (a.s)’a, kızını nikâhlamıştır.” 

ŞUAYB’DAN SONRA: “YENİ MEDYEN” 

Helaktan kurtulan Müslüman Medyenliler, çoğalarak tekrar yeni bir nesil oluşturmuşlardır. Bu Yeni Medyen‘den gelen topluluklar, daha sonra Erden nehrinin ve Ölü Deniz‘in doğusunda ve güneyinde, Araba Çölü’ne yakın yerleri yurt edinmişlerdir. Daha sonra bu bölge,AmmonilerMoab ve Edom tarafından işgal edilmiştir. Tevrat’da,Tekvin bölümünde, Medyen‘in coğrafik yeri, Kenan‘ın doğusu olarak belirtilmiştir.

Tevrat‘a göre, Şuayb’dan sonraki Medyenliler, İsrail’e karşı her zaman düşmanca ve baskıcı tavırlar içinde olmuşlardır. İsrail’deki Hâkimler zamanında, Medyenliler, Oreb ve Zeeb adlı iki prens tarafından idare ediliyordu. Bu ikisi komutasındaki çok hızlı develerle takviye edilmiş ordu, Gideon zamanında kesin bir mağlubiyete uğrayıncaya kadar İsrail‘i yağmalamaya devam etmiştir.

“BELAM”: İSRAİLOĞULLARI’NA KARŞI

Daha sonraki İsrail‘in monarşi(krallar zamanı) yıllarında ise Medyen‘in,Edom ve Paran arasındaki topraklara sahip olduğu anlaşılmaktadır. Aynı yıllarda, Moab‘da, Medyen‘e sınır komşusu durumundadır. Medyenliler’in, Moab civarlarındaki kırlık bölgede, Edom kralı Hadad bin Bedad tarafından yenilgiye uğratıldığı, Tekvin 36/35 de belirtilmiştir. Ve yine Tevrat‘da geçen Belam kıssasında, Moab ve Medyen ileri gelenlerinin, Belam’ı, İsrail‘e karşı lanet okumaya çağırdıkları yazılır. Bu kıssa, Taberi tarihinde de yer almaktadır. Ve yine Musa‘nın, bir ordu hazırlayıp, Medyenler’in tüm erkeklerini kılıçtan geçirmesi de kıssada vurgulanmaktadır.

İsrail ordusu, Medyen ülkesini ve kalelerini ateşe vermiş, kadınları ve çocukları esir almıştır. Tevrat‘a göre, daha sonra erkek çocuklar ve bakire olmayan tüm kadınlar da öldürülmüş; geriye yalnız bakire ve küçük kızlar bırakılmıştır. Savaşta birçok ganimet ele geçirilmiştir. Bu ganimetlerden Medyenin, altınlar ve sığırlar bakımından oldukça zengin olduğu anlaşılmaktadır.

MEDYEN’İN BEŞ KRALI

Kılıçtan geçirilenler arasında, Medyen’in beş kralı da vardır. Bu krallar; Evi, Rekem, Hur, Zur ve Reba’dır. Bunlar, beş kralının yöneticisidirler ve kavme isimlerini veren atalarının neslinden gelmişlerdir. Önemli olan bir başka husus da, bu beş prensin de, Amoriler‘in kralı Sihon’a bağlı olmasıdır. Sihon öldükten sonra, tekrar özgürlüklerini kazanmışlardır. Bu beş Medyen kabilesinin her birini, kendi kralı yönetiyordu. Ancak ortak bir düşman karşısında, güç birliği yapıyorlardı. Her kabilenin bir bölümü, Moab’a komşu olan şehirlerde ve kalelerde ikamet ederken; diğer bir kısmı ise, savaş bölgesinden uzakta çadırlarda yaşıyorlardı.

MEDYENLİLER’İN İZLERİ

Kayıtlara geçen kimliğini ilk olarak terketmiş Medyen kabilesi, Keni oğullarıdır. Bunlar Şuayb ve Medyan‘ın neslinden gelmişlerdir. Keni oğulları, İsrail’in hâkimleri zamanında, kimliklerinden feragat ederek, İsrailoğulları‘na tabi olmuşlardır. Tevrat‘ta, Hâkimler bölümü 1/16 da şöyle yazmaktadır:

“Ve Musa‘nın kaynatası Keni oğulları, hurma ağaçları şehrinden Yahuda oğulları ile beraber, Arad güneyinde olanYahuda çölüne çıktılar ve gidip kavm ile beraber oturdular”

Daha sonra, İ.Ö 700 yıllarına ait bir “çivi yazısı”nda; “Ayapa” denen ve Hicaz‘ın kuzeylerinde ikamet eden bir “kabile”den bahsedilmektedir. Konuyu araştıran Friedrich Delitzczch, bunların, “Eyfa kabilesi“(Medyan’ın oğlunun neslinden) olabileceğini, kitabında yazmıştır. Bazı araştırmacılar, Hz. Mumammed zamanında Medine yakınlarında yaşayan Gifar kabilesini, Medyan’ın ikinci oğlu Eferle ilişkilendirilmişlerdir.

Arabistan sahilinde, Modyan diye bir yerden bahseden ünlü coğrafya bilgini Ptolemy (Batlamyus), Modyan‘ın, Arapcoğrafyacılarının, Medyen diye tanımladığı bölge olduğunu söyler. Bu yerin, Sina Yarımadası uzantısının tam karşısında ve Ain’Una’ya komşu olduğunu ifade etmiştir. Ain’Una, zamanımızda, “Mağairi  Şuayb“(Şuayb’in mağaraları) ismiyle bilinmektedir.

MEDYEN KAVMİ VE HİKSOSLAR

Bu gün Ürdün topraklarında bulunan antik Petra şehri, önceleri Meydenliler’in, daha sonra da Nebatiler’in elinde,Kuzey Arabistan’ın başkenti olmuştur.

Bazı akademisyenler, Medyenliler‘i, Hiksoslar’la ilişkilendirmişlerdir. Hiksoslar, MÖ 1730 ila 1575 yılları arasında, Mısırkrallığını ele geçiren Sami ırkından bir millettir. Hiksoslar, çoban krallar olarak bilinmektedir. Bilindiği gibi Hiksoslar,Mısır‘dan sürülünce de, çöle gidip yerleşmişlerdi. Bu nedenle, Medyen toplumuna katıldıkları zannedilmektedir. Ayrıca,HiksoslarMısırlılar’ın, “Shasu” adını verdikleri bir toplumun tamamı ya da bir parçası sayılırlar. Bir eski Mısırhiyeroglifinde, “Shasu diyarında Yehova”ya işaret edilmektedir.

Hz Musa’nın Mısırdan Çıkışı/Resimli

GERÇEK TUR DAĞI: “CEBEL EL LAWZ”DIR
(Bir Doktora Tezinden Alıntı)

“ANTİK MEDYEN” VE “SİNA DAĞI”NIN YERİ

Cebel el Lawz ve önündeki İsrailoğulları’nın yerleştiği alan.

1) Tarihçi Josephus’a Göre: Medyen ve Sina Dağı

Josephusİsa’dan sonra 100 yılında yaşayan Yahudi bir tarihçidir. Josephus, Antiquites 2. Cilt 11. bölümde şöyle der:

Musa, Mısır‘dan kaçtıktan sonra, Kızıldeniz üzerinde uzanan Medyen şehrine geldi.” Bölüm 12’de ise; Musa,Jetro’nun(Şuayb’ın) yanında yerleşir. Ve Şuayb‘ın sürüsünü, Şuayb‘ın da yaşadığı Medyen’de otlattığını söyler. Josephus, tam burada şu notu düşer: ”Musa, sürülerini, buralardaki en yüksek dağ olan Sina’ya(Tur Dağı’na) sürüyordu.”

Birçok eski kaynak Medyen‘i, Akabe Körfezi‘nin doğusunda; bugünkü al-Bad kasabasında konumlandırır. Buradaki en yüksek dağ, Cebel el-Lawz‘dır. JosephusMedyen ile ilgili bilgi verirken, antik zaman coğrafyacısı Ptolemi’nin bilgilerini kullanmıştır.Ptolemi‘ye göre; Kuzeybatı Arabistan’da Modiana veya Modiama denen iki şehir vardı. Bunlardan daha eski olanı Akabe Körfezi’nde kurulmuştu. İkincisi ise, biraz daha iç bölgede kurulmuştu. İkincisinin adı Madiam‘dır ve söyleniş olarakMedyen şehrine daha yakındır.

2) Tevrat’ın Yunan Versiyonu Septuagint’e Göre: Medyen ve Sina Dağı

Sina Dağı‘nın yeri ile ilgili bilinen en eski Yahudi kaynağı Septuagint’tir. SeptuagintEski Ahit‘in(Tevrat’ın) en önemliYunanca tercümesidir. Septuagint tercümanları, Medyen’in yerini bildirirken, Sina Dağı‘nı, Medyen ülkesinde olarak çevirirler. Filedelfiya’daki St. Josep Üniversitesi’nden Prof. Dr. Allen Kerkslager, Septuagint‘in, Medyen açıklaması üzerine görüşlerini şu şekilde özetliyor:

”Sina Dağı, çok açık bir şekilde Medyen‘in yanında geçmektedir. Eski Medyen şehrinin yeri, çok net olarak al-Badvahasıyla tanımlanabilir: Mugl a’ir Shu’ayb. Bu yer, Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında, Akabe’nin yaklaşık 110 km güneyinde bulunmaktadır.”

Sonuç olarak Septuagint çevirmenleri, o gün elde ettikleri verilere göre; Sina Dağı’nın, Kuzeybatı Arabistan‘da olduğunu belirtmişlerdir. Sina Dağı, Kuzeybatı Arabistan‘dadır.

Medyen’in Sınırları

Medyen‘in sınırlarını 3 farklı şekilde analiz etmemiz mümkündür. Arkeolojik deliller, tarihsel deliller ve coğrafi deliller.

a- Medyen Çömlekleri

1959 ve 1966 yılları arasında Güneybatı Arabah‘da yapılan kazılar ve keşifler, farklı bir çanak çömlek grubunu ortaya çıkarmıştır. 1969 yılında Beno Rothenberg, bölgede bulduğu bazı çanak çömlekleri, Kuzeybatı Arabistan‘da, Medyen şehri olarak tanımlanan yerde bulunan çanak-çömleklerle kıyaslamış ve bunlar vasıtasıyla, Medyen‘in orijinal yerini tam olarak belirleyebilmiştir. Çünkü Medyen çanak-çömlekçiliğinin, tek bir üretim merkezinin olduğu düşünülüyor ve bu üretim merkezinin de Tebuk‘un 70 km kuzeybatısında bulunan Qurayyah şehri olduğu ifade ediliyor. Arabah‘ın güneyinde Kuzey Sina’da, İsrail’de, Edom ve Tina‘da da, Medyen çanak çömleği bulunmuştur. Bu komşu şehirlerde bulunan çanak-çömlekler analiz edildiğinde, jeolojik kökenlerinin hep aynı olduğu görülmüştür.

Şu sonuca varılmıştır ki; Medyen’in içinde bulunan QurayyahGeç Bronz Çağı‘nda, Medyen çanak-çömleği üretim merkezi durumundaydı. Ticari kanallar veya kökeni Qurayyah olan insanların trafiğiyle bu çömlekler, Medyen‘in dışına diğer bölgelere buradan yayılmıştır.

b- Eski ve Yeni Ahit Haritaları

3- Eski Mısır’dan Elde Edilen Kanıtlar

Suudi Arabistan‘ın kuzey batısı ya da Ürdün‘ün güneyi olarak düşünülen Medyen‘in yerini belirlemenin bir başka yolu da,Mısır ülkesinin sınırlarının, çıkış sırasında nereye kadar gelip dayandığını belirlemek olacaktır. Eğer mümkünse çıkışın zaman aralığının belirlenmesi gerekir. Medyenliler, komşu milletleri istila ettikleri ya da oralara gittikleri için, çıkıştan önce, çıkıştan sonra ve Nebati krallığının yükseldiği dönemlerde sınırları farklı olabilir. Öyle görünüyor ki; Medyen ana yurdu, hiçbir zaman Mısır devletinin idaresi altında olmadı. Ancak, Timna bakır madenleri bölgesinde, bölgedeki toplumlar ve MedyenlilerMısır için çalışıyorlardı.

Çıkış meselesi, akademisyenler arasında çokça tartışılan bir konudur. Akademisyenlerin çoğu, çıkış olayının, yeni krallık zamanında 19. hanedan devrinde, Seti I veya Ramses II‘nin hükümranlığında, İsa’dan önce 1290-1270 yılları arasında vuku bulduğuna inanırlar. Akademisyenler Mısır‘ın 18. hanedan devrinde, İsrailoğulları’nın isyan edemiyeceği kadar güçlü olduğunu savunurlar. 19. hanedanlıkla ilgili en güçlü delillerden bir tanesi de, o tarihe ait Merneptah(İsrail Stellası), bu stellada İsrailoğulları’nın, İsa’dan önce 13. yüzyılın 2. yarısında Kenan‘da olduğu belirtiliyor. Zaten bugün çıkışın zamanıyla ilgili yazılmış yazılı materyalin büyük çoğunluğu, çıkışın 13. yy’ın ilk yarısında gerçekleştiğini yazmaktadır.

Yeni krallıktan çok uzun zaman önce Mısır‘ın, Sina Yarımadası üzerinde büyük etkisi vardı. ”Dünya Tarihi Atlası”nın yazarı Patrick O’Brien, bu konuda şunları söylüyor:

“Mısır, ilk hanedanlığın en erken zamanlarında bile (İÖ 2925-2575), etkisini Güney Filistin ve Sina‘ya kadar genişletmişti.”

Çıkış tarihine biraz daha yaklaşıldığında Amenhotep I(İÖ 1529-1509)’in hükümranlığı zamanında Mısır‘ın, Nubye ve Sinaüzerinde hakimiyeti vardı. Daha önceden de belirttiğimiz gibi; Musa’nın zamanında, Eski Mısır‘ın, tüm Sina Yarımadasıüzerinde politik ve askeri etkisine ait kanıtlar vardır.

Bu kanıtlardan çıkaracağımız sonuç; İsrailoğulları’nın, Mısır anayurdunu, topraklarını veya kontrolü altında olduğu yerleri geçip, Medyen‘e girmeleri için Medyen’in, Sina Yarımadası‘nın doğu tarafında olması gerekir.

Mısır‘ın doğudaki sınırının, Gazze yakınındaki Vadi el-Arish olduğu düşünülmektedir. Bu nehrin, Kenan ve Mısır‘ı ayırdığı söylenmektedir.

Musa, İsrailoğulları‘nı Firavun’dan kaçırırken, sadece Mısır‘ın anayurdundan değil, Mısır askeri gücünün olduğu herhangi bir bölgeden de geçirmemeliydi. Musa elbette Firavun‘dan ilk kaçışında, kendini Mısır’ın en ufak bir varlığının bile olduğu her yerden uzak tutmuştu. Şurası kesin ki MusaSina’da Mısır‘a ait her yeri biliyordu.

İncelenmesi gereken bir başka nokta da, bugünkü Elyat‘ın 20 mil kuzeyinde yeralan Timnah bakır madenleridir. Mısır‘ın yönettiği Timnah‘daki bakır madenleri, belgelenmiştir.

Sina Yarımadası‘ndaki bu madenlerin geçmişi, MÖ 3100 ile 2900 yıllarına yani ilk hanedanlığa kadar geri gider. Sina Yarımadası‘nın ortasından, güney batısına kadar birçok maden yer almaktadır. Bunlar genelde turkuaz ve bakırmadenleridir. Toprak altından çıkarılan bir takım yazıtlardan, işçi olarak köleler çalıştırıldığı anlaşılmaktadır. Harel, şunu önemle vurgulamıştır ki; yukarıda bahsedilen madenleri korumak için daimi Mısır ordusu bulunmuştur.

4) Suudi Arabistan Arkeologlarının Görüşü

Suudi Arabistan Antikalar ve Müzeler Müdürlüğü‘nüni 6 Suudi arkeoloğa hazırlattığı “Al-Bid”(Tarih ve Arkeoloji)kitabı, Arabistan’daki arkeolojik yerleri ortaya koymaktadır. Prof. Dr. Abdul Rahman al-Tayyib al Ansari; kitabın önsözünde şu tarihi gerçeği belirtmektedir:

“Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında; medeniyet, tarih öncesinden de önce başlamıştır. Ad ve Semud, MÖ 3. milenyumda bölgede vardılar. Medyen medeniyeti ise onlardan çok daha sonra tarih sahnesine çıkmıştır. Kur’an’ı Kerim‘deMedyen‘den Şuayb Peygamber‘in kavmi diye bahsedilmektedir.”

Kitabın 13. sayfasında, Medyen‘in, Kuzeybatı Arabistan’da, Edom ve Medyen krallıkları zamanında en önemli şehirlerden biri olduğunu söyler. Bu krallıklar, MÖ 2000 yılından, 1000. yılın ortalarına kadar(I. milenyum) hüküm sürmüştür. Kitapta kendisinden alıntı yapılan al-Yakubi şöyle söylemektedir:

Medyen, birçok pınarları, nehirleri, bahçeleri, hurma ağaçları bulunan, farklı etnik grupların yerleştiği çok kalabalıkantik bir şehirdi.”

Eski coğrafyacılardan al-Şerif ise, Medyen hakkında şu bilgileri vermektedir:

“Medyen, Qulzum(Akabe Körfezi) denizi kenarına uzanan bir şehirdir. Tebuk‘tan daha büyüktür. Şehrin ortasında,Musa’nın, Şuaybın sürüsü için su çıkarttığı bir kuyu bulunmaktadır.”

Al-Kuthami, Medyen’den şöyle bahseder.

“MedyenHicaz‘da antik bir krallıktı. Kalıntıları bugün hala durmaktadır. Bugün baş şehri Al-Bid‘dir.”

Kitabı yazan Suudi bilginleri, birçok tarihçi, coğrafyacı, gezgin, antik çağ araştırmacıları; Medyen ülkesinin şüphe götürmez şekilde Kuzeybatı Arabistan‘da olduğunu ve Şuaybın evinin de Medyen‘de bulunduğunu belirtmişlerdir.

5) Diğer Kanıtlar

a) Arabistan çöl seyyahı olan John Philby, Arabistan’a ilk defa 1917 yılında gelmiştir. Arabistan’ı dolaşıp incelemeler yapmıştır. Philby’a göre; Medyen‘in, Suudi Arabistan’da Akabe Körfezi’nin doğusunda olduğuna dair en ufak bir şüphe yoktur. Medyenliler için Cebel el-Lawz‘ın yanındaki Vadi Afal nehri yanına yerleşmeleri büyük avantaj olmuştur. Böylece asıl merkezlerini antik Medyenliler‘in yerleşmiş olduğu daha güneye taşıyabilmişlerdir.

b) Asur yazıtlarına göre: MedyenlilerMaan’ın güneyine yerleşmişlerdir.

c) PavlosSina Dağı‘nın Arabistan‘da olduğunu belirtmiştir. Eski ve Yeni Ahit atlaslarındaki kanıtlar değerlendirildiğindePavlos‘un, Arabistan terimini bizim bugün bildiğimiz, Güney Ürdün ve Kuzeybatı Suudi Arabistan için kullandığı kesinlik kazanır.

d) Antik tarihçi ve akademisyenlerden Josephus ve İskenderiyeli Philo‘ya göre, Arabistan denince bugünkü Arap Yarımadası olduğunu ve Sina Yarımadası‘nın bu yarımadaya dahil olmadığını anlıyoruz.

SİNA DAĞI: “CEBEL EL-LAWZ”DIR

A) Eski Akademisyenlerden Elde Edilen Kanıtlar:

1) İskenderiyeli Philo; Musa’nın, Mısır’dan kaçtıktan sonra yerleştiği, evlendiği ve kayınpederinin sürülerini otlattığı yerinArabistan’da olduğunu belirtmiştir. Philo‘ya göre; Cebel el-Lawz; Sina Dağı’dır. Ve bu dağ, bölgedeki en yüksek dağdır.

2) Claudius Ptolemy (MS 100-155)Medyen şehrini şöyle tanımlamıştır: ”Bu şehir, Tanrı Dağı‘nın yanındadır. Akabe Körfezi’nin doğusunda konumlanmıştır. Musa sürülerini buradaki tüm dağların en yükseği olan, adına Sina denen bir dağda otlatıyordu.”

3) Origin; İlk Hıristiyanlardan olmasına rağmen Sina Dağı’nı, Medyen‘de konumlandırmıştır.

4) Kayserili Eusebius(MS 270-340); Konstantin zamanında yaşamış kilise papazlarından bir denizcidir. Havarilerin zamanından kendi çağına kadar Hıristiyan tarihini incelemiş, son derece çalışkan bir araştırmacıdır. Araştırması için her ne gerekirse okuyan Eusebius’un, Kayseri’deki büyük kütüphaneyi kullanma izni, ayrıca İznik Konsül’ü ve Konstantin tarafından imparatorluk arşivini kullanma yetkisi vardı. Eusebius’un, Konstantin’le çok ayrıcalıklı bir ilişkisi vardı. Schaff; bu konuda şunları söyler;

“Eusebius, çok uysal bir teologtu. Hıristiyan imparatoru Konstantin, onun hem efendisi hem de arkadaşıydı. Konstantin, onu konsülüne çağırır, masasına davet ederdi. Konstantinepol kiliseleri, İncil’in kopyalarını ilk önce ona verirdi.”

Kostantin çok bilinen bir mistikti. Hıristiyanlığı toparlayıp canlandırdı. Peki, gerçekten Kostantin, samimi bir Hıristiyan mıydı?

Konstantin‘in kiliseye olan sevgisi, aslında bir politika ve bir menfaat meselesiydi. Kilise, imparatorluğun birliği ve klasik kültürünün korunmasına hizmet edecek yeni bir merkezdi onun için. Ölümünden çok kısa bir süre önceye kadar vaftiz olmayı ertelemiş ve pagan devleti baş rahipliği ünvanı olan Pontifex Maximus, ünvanını korumuştur. Bunun da ötesinde, kendisini samimi Hıristiyan olmamakla suçlayan birçok insanı idam ettirmiştir. Onun politikası, biraz çıkar biraz da batıl inançların bir karışımıydı.

Konstantin’in hayalleri ve vizyonlarının uzun bir geçmişi vardır. Annesi Helena, bir hancının kızı ve Konstantin‘in babası Konstanius’un ilk karısıydı. Helena, çok ketum ve dindar bir kadındı. Ve oğlu tarafından çok seviliyordu. Kendi mistik ve şeytani eğilimlerini oğluyla paylaşmıştıKonstantin, annesini Ortadoğuya, vizyonlarında gördüğü yerleri keşfedip oraları kilise yapması için göndermişti. Vizyonlarına dayanarak hem Sina Dağı’nın yerini hem de İsa’nın ikinci defa dirildiği yeri belirlemek istiyordu.

Konstantin, Helena‘yı kutsal topraklara bu bölgeyi keşfetmek için gönderdiğinde, son derece depresif bir durumdaydı.Karısının ve oğlu Crispus’un ölümlerini emretmişti. Bugünkü St. Katerina Manastırı’nı 527 yılında İmparator Jüstinyen’in annesi, Konstantin’in annesi Helena’nın yaptırdığı küçük kilisenin üzerine yapmıştır. Tüm bunları aklımızda tutarak belki Eusebius’unda Sina Dağı’nın yeri konusunda Konstantin‘den çok etkilendiğini düşünebilirdik. OysaEusebius“Onomasticon” adlı eserinde Medyen‘le ilgili şunları yazmıştır:

“Midiamİbrahim ve Ketura‘nın oğullarının ismini almıştır. Allah’ın Dağı, Medyen bölgesinde, Arap çölündedir. Bu dağa, hem Horep hem de Sina Dağı denilmektedir.”

EusebiusSina Dağı‘nın, Kuzeybatı Arabistan’da olduğuna dair inancını Septuagint, Philo, Josephus ve Kayseri’deki büyük kütüphaneden oluşturduğu kaynaklarla geliştirmiştir.

5) Jerome (MS 340-420); Bir İncil tercümanı, tefsircisidir. Latin, Yunan, İbrani dil ve edebiyatı üzerine uzmanlaşmıştır. Jerome, Horeb’le ilgili şu bilgileri vermektedir:

Medyen bölgesindeki Tanrı Dağı, Arabistan Çölü ötesindeki Sina‘ya yakındır. Burası Sarakenler‘in yaşadığı dağ ve çöldür. Buraya Paran denir. Eski Ahit’e göre Paranİsmail‘in yaşadığı çöldür. Jerome’un yaşadığı zamanda İsmaililere, Sarakenler denmektedir.

Burada bahsedilen iki isim yani Sina ve Horeb, aslında aynı dağı kastetmektedir. Ancak bu dağa, bazen Sina bazenHoreb dağı denmektedir. Jerome, Sina Dağı‘nı, Akabe Körfezi’nin doğusunda konumlandırır. Jerome göre ParanSina Dağı ve silsilesidir.

B) İslam Kaynaklarına Dayalı Kanıtlar

Musa’nın Şuayb’ın sürülerini suladığı kuyu: Al Bad-Medyen-Suudi Arabistan.

İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.), MS 570-632 yılları arasında yaşamıştır. İslam, 622 yıllarında organize olmuş ve o tarihten sonra yükselişe başlamıştır. Sina Dağı‘nın, Medyen şehri yakınında konumlandırılması, İslam çağında da önemle üzerinde durulan bir unsur olmuştur. İbn İshak’a göre, Hz. Muhammed‘in (s.a.v.) zamanında Medyen ile ilgili elimize bir tek rivayet ulaşmıştır. Peygamber (s.a.v.), Zeyd bin Harise’nin kumandasında bir keşif ekibini, Medyen bölgesine araştırmaya yollamıştır. MS 700 yıllarına ait bir çok İslami kaynakta; Hıristiyan keşişlerin, sofuların, münzevilerin, hac rotası olan Medyen’de yaşadıklarından bahsedilir. Şair Kuthayyir, Vadi el-Kura’dan, Suriye ve Mısır’a bir çok seyehat yapmış ve şiirlerinden birinde şöyle söylemiştir.

“Benim sık sık gittiğim Medyen’de, Medyen keşişleri toprağın üzerine diz çökerek sonsuz cezadan dolayı ağlarlar.”

Yine Kuthayyir’in çağdaşı olan Cerir, bir şiirinde şunu yazmıştır.

“Eğer Medyen’in münzevileri(zahitleri) seni görselerdi, dağların zirvelerinde yaşayan dağ keçileriyle birlikte aşağı inerlerdi.”

Bu konuda akademisyenler şunu düşünmektedir. Burada yaşayan keşişler, Musa, Sina Dağı ve Medyen şehirleriarasındaki bağlantıyı İslam bilginlerine aktaran kaynaklar olagelmiştir.

Mushil, Medyen hakkında bir kaynağa atıfta bulunarak şunları söylemektedir:

”MS 900’lü yılların başında Medyen, Tebuk’tan çok daha büyüktü. Ayrıca bu şehrin içinde, Musa’nın Şuayb‘ın sürülerini suladığı bir kuyu bulunmaktadır.”

Mushil, Şuayb’ın, İbrahim’in Ketura’dan olan oğlu Medyen’in soyundan geldiğini ve bu şehrin de onun adına kurulduğunu vurgular. Kur’an, Şuayb’ın Premozaik dönemde Medyen’de yaşadığını ve Musa’yla da çok sıkı bir ilişkide olduğunu belirtmiştir. [TAHA(20)/40, KASAS(28)/20]

Philby, Musil, Bosworth, modern zamanlara kadar Musa’nın Şuayb’ın sürülerine su verdiği kuyunun Medyen şehrinde olduğunu onaylamışlardır. Suudi Arabistan’ın modern haritalarında al-Bad hala ana yolda bulunmaktadır. Hicaz’ın sahil yolunu takip eder. Kuzeyden Ürdün’e, oradan İsrail ve Mısır’a gider. Hala Medyen bölgesinde büyük bir vaha vardır. 1980’lerin sonlarında burada yaşayan yerli halk, Musa‘yı, bu vahayla, Musa Dağı’yla ve bölgedeki en yüksek dağ olan Cebel el-Lawz’la ilişkilendirmektedir.

Artık Cebel el-Lawz‘dan yavaş yavaş bir çok arkeolojik kanıtta gelmektedir. Bu kanıtlar, buranın Tur Dağı olduğunu kanıtlamak için çok önemli delilerdir.

C) Arkeolojik Kanıtlar

Charles Beke(1800-1874), Sir Richard Francis Burton(1821-1890), Alois Mushil (1864-1944), Harry St. John Philby(1885-1960) gibi ünlü gezgin ve araştırmacılar, arkeolojik kanıtlara dayanmadan da Cebel el-Lawz’ın, Musa Dağı olduğunu başka kanıtlarla söylemişlerdir.

Örneğin; Burton, burada yaşayanların oraya Arz-ı Medyen dediklerini ve Cebel el-Lawz‘a yakın olduğunu yazmıştır. Mushil ise al Bad‘da Medyen‘in antik kalıntılarına rastlamıştır. Cebel Lawz‘dan ise şöyle bahsetmektedir:

”Kuzeydoğuda mor dağ dizisi Lawz yükselir. Ve onun güneyinde yarı beyaz yarı siyah olan Al-Makla(yanık-siyah tepe) veAl-Raha dağları vardır.”

Philby, al-Makla‘nın, bazalt şapkasıyla Lawz‘ın ikiz tepelerinden biri olduğunu söyler. Philby, antik Medyen ve al-Bad’a atıfta bulunarak, Tebuk ve Dhaba arasındaki al-Bad‘tan geçen meslektaşlarım Mushil ve Burton’un, Kur’an‘da, Musa ile ilişkilendirilen ve Şuayb‘ın yaşadığı yerlere gitmek zahmetine katlanmaması hayret vericidir der. Philby, bu bölgede bulunan bir kuyudan bahseder. Buranın etrafında bir takım kalıntılar, çömlekler ve süs eşyaları bulunduğunu yazmıştır.

D) Kaya Resimleri Sanatı

Altın buzağı sunağı

Bir çok kaynağa göre dağın yakın çevresinde insan va hayvan figürü bulunan kaya resimlerine rastlanmıştır. Ayrıca Suudi Arabistan Antika ve Müzeler Başkanlığı, Cebel el-Lawz ve Cebel Hisma etrafında çok sayıda yazıt ve çizimlere rastlandığı bilgisini vermektedir. Cebel el-Lawz‘ın eteklerinde, insan yapımı bir kaya sunak bulunmuştur. (Bu İsrailoğulları’nın denendiği altın buzağı sunağıdır.)

Mary Nell Wyatt’a göre, bu sunağın üzerinde 12 grup petroglif bulunmuştur. Bunlar, Mısır öküz tanrısı Apis’i ve sığır tanrıça Hator’u temsil etmektedirler. Wyatt’a göre büyük altarda 9 tane sığır vardır. Dördünün boynuzları aynen Apis gibi çizilmiştir. 5 sığırın ise boynuzları öne doğru kıvrılmıştır. Wyatt’a göre tüm sığır tasarımları birebir Mısır’dan alınmıştır. Ayrıca bu kaya resimlerinde gözlemlenen köpekler ve kediler de, antik Mısır’ın tapınaklarının duvarlarında kullanılmaktadır. Larry Williams, Riyad Üniversitesi’nden bir arkeoloktan şunları aktarmıştır:

Altın buzağı sunağındaki kayalar üzerine çizilmiş olan buzağı-bizon öküzü çizimleri.

”Bu çizimler Mısır’da Apis ve Hator’a ait resimlerdir. Daha önce bu ülkede bunları hiçbir yerde görmedim.”

Livingstone adlı araştırmacı, Cebel Lawz’daki kaya sanatının sığır çizimleriyle öne çıktığını vurgulamış ve şunu söylemiştir.

”Buradaki öküz çizimleri, kafaları yan profilden gösterilerek belirgin tipte çizilmiş resimlerdir.”

Waytt, Cornuke ve Williams, Cebel el-Lawz’ın ayağındaki açık alanda sığır petroglifleri yoğunluğunun bulunmasının nedenini, burasınınaltın buzağı sunağı bölgesi olduğu anlamında yorumlamışlardır. İddia edilen sunak bölgesindeki sığır boynuzlarını inceleyen Williams, şunları söylemektedir:

”Burada görülen hayvanların boynuzları, tıpkı Mısır resimlerinde görülen Apis ve Hator’un boynuzları gibi kıvrımlıdır. Mısır hiyerogliflerinde öküzlerin boynuzları, tıpkı Cebel el-Lawz‘da olduğu gibi yukarı doğru kıvrık durmaktadır”.

Mısır’da buzağıya tapınmayı simgeleyen bir resim. Üstteki kaya üzerindeki resim de Mısır resmiyle uyum halindedir.

İsrail’in göç ettiği bölgelerde de bu çizimlerden görülmüştür. Cornuke, böyle bir koyun ülkesinde sığır çizmek için bir sebep olmadığını belirtmektedir. Cornuke’nin görüşüne göre; Arabistan’a sığır dışarıdan gelmiştir. Williams’ta şu noktayı vurgulamıştır ki; sığır bu bölgenin yerel hayvanı değildir.

Caldwells’lerle yapılan tartışmalarda, kayalardaki resimler dağın kutsal tarafına bakan yüzünde değil, diğer tarafa bakan yüzündedir. Sığır olmayan bir bölgede bu kadar sığır resmi çizilmesinin bir nedeni, antik Mısır zamanında İbrani hacıların burada kamp yapması olabilir. Makla’nın ayağında büyük bir kaya bulunmaktadır. Burada sığır, öküz, uzun boynuzlu keçi, koyun, yılan, köpek ve kediye benzeyan yaratıklarla, elinde bir yay ve ok tutan adam çizilmiştir. Ayrıca altın sunaktaki boynuzları olan sığırlar, tıpkı Makla’nın dibindeki kayadaki Apis gibi çizilmiştir.

Lennart Moller, Çıkış adlı eserinde 265. sayfasında Mısır’daki bir tapınak resmi ile Cebel Lawz‘da bulunan kaya resimlerini karşılaştırmıştır. Resimlerdeki tapınma şeklindeki benzerliğin çarpıcı olduğunu söylemektedir.

Kaya resimlerinin tarihlendirilmesi, hiçbir zaman kesin olamamaktadır. Bilimsel olarak, bu resimlerin ne zaman çizildiğini tam olarak söyleyemiyoruz. Yine de ”Altın Buzağı Sunak Bölgesi”, bu dağın Sina Dağıolduğunu desteklemektedir.

E) Eski Yazıtlar

1991 ve 1999 arasında bölgeyi ziyeret eden Caldweller, Cebel el Lawzcivarında bulunan yazıtlar hakkında şu açıklamayı yaptılar:

Cebel el Lawz bölgesinde bir çok yazıt gördük. Özellikle yarık kaya bölgesinde yani Refidim‘de ve Medyen bölgesinde bu yazıtlardan çok miktarda bulunuyordu. Araştırmacıların yaptığı konsültasyon sonucunda bu yazıtlarda, hem erken dönem arapçası hem de geç dönem Arapçası kullanılmıştır. Ayrıca Semudik yazıtlarda burada yer almaktadır.”

Diller konusunda arştırma yapan Dr. Miles Jones, Tanrı’nın Yazısı adlı kitabında şunu belirtmektedir:

“Çok açık tarihsel ve dil bilimi kayıtlarına sahibiz. Ve bu kayıtlar şunu göstermektedir: Şu anda var olan bütün alfabelerin izleri sürüldüğünde, tek bir başlangıç alfabesine vardığını görüyoruz. Ve bu dilin hem ilkel İbranice’nin hem de ilkel Arapça‘nın kaynağı olduğu düşünülüyor.”

Üstteki resimde, ipleri açılmış sandalet figürleri, Semudik yazıtlarla aynı bölgede bulunmuştur. Alttaki resim de, Cebel el Lawz’ın civarında bulunan Semudik yazıtlar.

Dr. Jones şöyle diyor:

Cebel el Lawz’ın eteklerinde pek çok Semudik yazıtlara rastlandı.” Özellikle Dr. Jones, ilkel İbranice’de bulunan Kaf harfini bir petroglif üzerinde tanımladı.

Peki Sina Yarımadası’nda Yahudilere ait yazıtlar yok muydu? Kaya yazıtları hakkında kitap yazan Stone, bu konudaki kaynakları derlemiş, St. Joseph Üniversitesi’nde profesör olan ve Sina yarım adasında araştırmalar yapan Kerkeslager’in de görüşlerini alarak şu sonuca varmıştır:

‘Sina‘da, ne Hıristiyanlık öncesi dönemde ne de Hıristiyanlık’tan kısa bir zaman sonraya kadar orada Yahudilerle ilgili bir yazıt görülmemiştir.”

Sina Dağı ve etrafında çeşitli dillerden yaklaşık 6000 yazıt bulunmuştur.

Dr. Miles Jones ve diğer dil bilimcilerin akademik incelemelerinin sonuçlarına göre: Cebel al Lawz’ın civarında bulunan Semudik yazıtlar, onların anlamı, tahta petrogliflerle birliktelikleri ve Çıkış döneminde İsrail’in oradaki varlığı arasında bir bağlantı vardır. Ancak bölge derinlemesine bir analiz için araştırmaya açık değildir.

F) Doğal Özellik ve Olaylara Dayalı Kanıtlar

Musa’nın asasıyla yardığı 12 boy için suyun fışkırdığı kaya-Horeb.

1-Horeb’deki Kaya

İsrailoğulları susuzluktan şikayet ettiklerinde, Allah, Musa’ya bir taşa vurmasını emretti. Kayadan da İsrailoğulları’nın 12 boyu için 12 pınar fışkırdı. Horeb‘i ziyaret eden Caldwell’lere göre bu kaya Cebel el Lawz’ın batı eteklerinden görülmektedir. Tevrat’a göre bu olay Refidim‘de kamp yaptıkları yerde meydana gelmiştir. Tevrat’ın Çıkış bölümünde anlatılan olayda, su çıkan kayanın yarık olup olmadığı açık değildir. Ancak Mezmurlar 78/15′de şöyle yazmaktadır:

”Çölde kayaları yardı,
Ve derinliklerden gelir gibi onlara bol bol içirdi.
Kayadan akan sular çıkardı.
Ve suları ırmaklar gibi akıttı.”

Caldwellere göre bu kaya, 60 feet yüksekliğinde ve bütün düzlükte dikkat çekici, öne çıkan bir görünüşü var.
Caldweller bu kayayı araştırmak için çok zaman harcadılar. Bölgedeki vadileri ve ülkedeki diğer yerleri de incelediler ve bu konuda jeologlarla istişare ettiler. Caldwell’lerin kayaya ait topladığı pek çok fotoğraf ve video üzerinde çalışan bilim adamları; kayanın alt kısmında, çok yüksek basınçtan oluşmuş hidrolik erozyonun açık delillerini gördüler. Gordon Franz’ın, Sina Dağı Suudi Arabistan’da mı? kitabında ise şu bilgiler yer almaktadır:

”Kayanın altındaki suyun dökülme yolu incelendiğinde, üzerinden tonlarca suyun geçip aşındırdığı, erozyon izi taşıyan yuvarlanmış küçük taşlar ve kırılmış taş parçaları tespit edildi. Erozyon izlerinin yerlerine ve bu izlerin olası kaynağına bakıldığında, kimse bunun orada gerçekleşmiş olan bir sel nedeniyle meydana gelmiş olabileceği sonucuna varamaz. Çünkü bu bölge, kuru çöl olarak sınıflandırılan bir bölgedir. Her yıl ancak 100 mm kadar yağmur alabilir.”

Jim ve Penny Caldwell, Nisan 2002’de şunları söylüyorlardı:

”Bu kayadaki erozyon izlerinin bir sel nedeniyle oluşmadığına neden bu kadar emin olduğumuzu söyleyelim. Çünkü bu vadideki hiçbir kayada böyle kanallar, yarıklar veya bu şekilde erosif yani aşınma izleri bulunmuyor. Eğer burada böyle bir ani sel olduysa, herhalde sadece bu kayaya isabet ettiğini, tüm vadide hiçbir yere vurmadığını kabul etmemiz gerekir.”

Güneybatı Texas Eyalet Üniversitesi’nde coğrafya araştırmacısı olan Dr. Glen Fritz, Suudi Arabistan jeolojisi hakkında çok iyi bilgiye sahiptir. Dr. Fritz, düzenli olarak Lawz bölgesinde çalışan arkeologlarla istişare eder. Son bulguları, uydu görüntülerini, ayrıca Lawz alanı ve yarık kayaya ait tespitleri inceleyen Fritz, Horeb’teki olayı bir ”artezyen sistem” olarak açıklamaktadır.

Bölgenin çok iyi çekilmiş fotoğrafik kanıtları üzerinde çalışan Dr. Fritz, su akışının, granit alt yüzeyi aşındıracak derecede uzun zaman ve yüksek enerjide devam ettiğini vurgulamıştır. Çünkü normalde granit, kristal yapısı nedeniyle su erozyonuna karşı dirençlidir. Ancak sadece bazı artezyen kaynakların, bu yapıyı eritecek kimyasal maddeyi üretme potansiyelleri mevcuttur. Suyun aktığı bölgenin ve kayanın altındaki su dökülme yolunun fotoğraflarını inceleyen Dr. Fritz, bu kayanın, tüm bölge için bir anomali olduğunu söylüyor ve son olarak şunu belirtiyor:

”Aşınmaktan düm düz olmuş bir yüzeyin yanı başında, pürtüklü, pürüzlü bir yüzeyin bulunması, hakikaten eşi benzeri olmayan bir durumdur ve tuhaf bir jeolojik oluşumdur.”

2-Dağ’daki Nehir

Cebel el Lawz‘ın ve eteklerinin genel taslak görünümü. Nehir yatağı ve tabanda oluşturulan basit bir baraj.

Tevrat’ta yer alan Tesniye 9:21′e göre; dağdan aşağı akan bir nehir veya bir dere vardır:

”Yaptığınız günahlı nesneyi, o buzağıya benzer dökme putu alıp yaktım. Parçalayıp ince toz haline getirinceye dek ezdim. Sonra tozu dağdan akan dereye attım.

Cebel el Lawz‘da böyle bir nehir yatağı bulunmaktadır. Caldweller’in bölge raporuna göre; Dağdan aşağı doğru akan bu nehrin, bu kadar belirgin bir vadi oluşturabilmesi için, en az 9 ay ya da daha fazla akması gerekir. Nehir yatağı, 10-12 feet derinliğinde ve 20-30 feet genişliğindedir. Nehir yatağı, ”Altın Buzağı Sunağı” ve Musa’nın Kurban Sunağı’nın arasında konumlanmıştır. Nehir yatağı, yolunu, Kurban Sunağı’nın arkasından çizer, yanmış zirvenin bulunduğu vadiyi yol boyunca geçerek, aşağısındaki geniş vadiye doğru devam eder.

Dağın yanmış zirvesinin sol tarafından aşağı inen nehrin oluşturduğu vadi, oldukça seçilebilir niteliktedir. Bu dağdaki ana vadidir. Dağın tabanında çok geniş bir nehir yatağı oluşturmuştur. Diğerleri ise, henüz dağın tabanına ulaşmadan, ya kesintiye uğrar ya da dağılır. Dağın tabanına indiğinizde, nehir yatağı gerçektende çok aşikâr bir hal alır. Buradaki taşların sayısı çoktur ve yıkanmaktan yassılaşmıştır. Burada fazla sayıda taşın bulunması, olağan bir durum değildir. Diğer alanlarda taşlar oldukça seyrektir.

Elbette Sina Dağı‘ndan akan nehrin hacmi, aylarca, milyonların ihtiyacına cevap verebilecek hacimde olmalıdır. Bölgeyi incelemiş kişilerin söylediklerine göre bu vadi, ihtiyaca cevap verebilecek niteliktedir ve bölgede benzeri yoktur. Öyle görünüyor ki, nehir, dağdan İsrailoğulları’nın kamp alanına dökülmektedir. İki farklı kaynağa göre; su, bir göl ya da havuzda toplanmaktadır.

3-Makla’nın Siyah Zirvesi

Cebel el Lawz’ın tepesi: Makla

Ön bilgi: Cebel el Lawz’da, birbirinden birkaç mil uzaklıkta ikiz zirve bulunur. Biri, Cebel el Lawz, bölgenin en yüksek zirvesi. Diğeri ise,Cebel Makla yani siyahlanmış zirve. Bu isimlerden Philby da bahsetmiştir. Belki de buraya iki isim verilmesinin sebebi budur.

Bu tezin de amacına uygun olarak Cebel el Lawz, Horeb diye adlandırılabilir ve Makla’ya da Sina denilebilir. Horeb’in yarık kayası,Lawz‘ın eteklerinde yer almaktadır. Bu, Tevrat‘taki bilgilerle uyuşmaktadır. Cebel el Lawz; ”Badem Dağı” anlamına gelir. Makla ise;”ocak” anlamındadır.

Dağı ziyaret edenlerin ifadesine göre; Birisi, Cebel el Lawz‘ın üzeride dursa ve tüm yönlere baksa, gözünün görebildiği uzaklığa kadar kahverengi ve gri granit dağlardan başka renkte dağlar göremez. Bu devasa granit örtüsü, nasılsa anidenMakla‘nın koyu renkli zirvesi ile kesintiye uğrar. Makla‘nın zirvesindeki kayalar iki farklı tiptedir. Birinci tip kaya; çok sert, yoğun ve görünüş olarak çok koyu mavi-gri –siyah kayalar. Bu kaya cinsi, Makla‘nın tüm üst bölgesine eşit olarak dağılmıştır. Diğer tip kaya ise, siyahlanmış görünen noktaya doğru koyulaşan granittir. Bölgedeki diğer dağların hepsinde görülen kayaların cinsiyle tamamen aynıdır. Bu kaya etraftaki dağların hepsinde kızıl-pembe –kahve renginde görülür.

Makla‘nın tepesindeki siyahlanmış kayayı kırmak oldukça zordur. Oysa, bir graniti diğer bir taşa vurarak kolayca kırabilirsiniz. Koyu renkli granit kırıldığında göreceğiniz şey, etrafı koyu renk bir kabukla kaplı, pembemsi renkli granittir. Ki bu pembemsi renk, granit etraftaki tüm dağlarda görülen granittir. Dağda bulunan bu iki tip siyah kaya için doğal bir açıklama var mıdır? Siyah kabuklara sahip kayaların olması, dağın dış kaynaklı bir ısı kaynağına maruz kaldığının işareti olabilir mi?

Bu konu da pek çok teoriler ileri sürülmüştür. Kimi jeologlar buna, Güneş, rüzgar ve yağmurun aşındırması demektedir. Kimisi, çölün sıcaklığının kayalarda metamorfoza neden olduğunu iddia etmektedir. Eğer çölün ısısı, bu kayaları zamanla koyulaştırdıysa, neden civardaki dağlarda aynı değişim gerçekleşmedi? Eğer bu yukarıda bahsedildiği gibi kimyasal bir aşındırma ise, neden sadece bu lokasyonda ve bu genişlikte gerçekleşti? Şunu söylemek gerek; bölgeyi ve kaya örneklerini görmeden jeologların vereceği karar, neredeyse kör olarak yapılmış bir tespit olacaktır.

4-Mağara

Cebel el Lawz‘ın üzerindeki İlya mağarası.

Tevrat‘ta, Krallar 19:1-9‘da Tur Dağı’nda bulunan mağaraile ilgili aşağıdaki bölüm yer almaktadır.

”1 İsrail Kralı Ahab, İlya’nın bütün yaptıklarını; yalancı peygamberleri nasıl kılıçtan geçirdiğini İzebel’e anlattı.
İzebel, İlya’ya, “Yarın bu saate kadar senin peygamberlere yaptığını ben de sana yapmazsam, ilahlar bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın” diye haber gönderdi.

3 Can korkusuna kapılan İlya, Yahuda’nın Beer-Şeva Kenti’ne kaçıp uşağını orada bıraktı.
4 Bir gün boyunca çölde yürüdü, sonunda bir retem çalısının altına oturdu ve ölmek için dua etti: “Ya Rab, yeter artık, canımı al, ben atalarımdan daha iyi değilim.”
5 Sonra retem çalısının altına yatıp uykuya daldı. Ansızın bir melek ona dokunarak, “Kalk yemek ye” dedi.
6 İlya çevresine bakınca yanıbaşında, kızgın taşların üstünde bir pideyle bir testi su gördü. Yiyip içtikten sonra yine uzandı.
7 Rabb’in meleği ikinci kez geldi, ona dokunarak, “Kalk yemeğini ye. Gideceğin yol çok uzun” dedi.
8 İlya kalktı, yiyip içti. Yediklerinden aldığı güçle kırk gün kırk gece Allah’ın Dağı Horeb’e kadar yürüdü.
9 Ve orada bir mağaraya girdi ve orada geceledi. Ve işte ona Rabb’in sözü geldi ve ona dedi. ‘İlya burada ne işin var?’

Bu nokta da Cebel el Lawz‘ın, Sina Dağı olduğuna inanmayan Jeffery Harrison’un yorumunu aktaralım:

Cebel el Lawz‘ın üzerinde bir mağara bulunuyor olması, dikkate değer değildir. Çöldeki dağlarda bir çok mağara vardır. Ancak geleneksel Sina Dağı‘nın üstünde hiç mağara olmadığı da doğrudur. Fakat bu dağın üzerindeki herhangi bir kuytu yer ya da yarığın, İlyas’a bir sığınak olmaması için neden yok. Tabi Krallar 19:9’da, İlyas’ın sığındığı yer için İbranice‘maarah’ yani mağara kelimesi kullanılması da, meseleyi ilginç hale getiriyor. Ancak yine de bu, Sina Dağı’nın, Suudi Arabistan‘da olduğunu destekleyecek bir kanıt değildir.”

Evet, Cebel el Lawz‘da gerçek bir mağara bulunması (15 feet yüksekliğinde, girişinden itibaren 20 feet uzunluğunda) tek başına bu dağın Sina Dağı olması için bir neden olamaz, ancak gerçek Sina Dağı‘nın üstünde muhakkak bir mağara olması gerekir.

5-Kamp alanları

Refidim bölgesi

Sina Dağı‘nın, yaklaşık 2 milyon insan ve onların hayvanları için kamp alanına ihtiyacı vardır. Bu yüzden, dağın yakın çevrelerinde geniş, boş alanlar bulunmalıdır. Geleneksel Sina Dağı’nı ziyaret edenler, bu dağın çevresinde yaklaşık 2 milyonun toplanacağı bir alanın bulunmadığını dile getiriyorlar. Tevrat‘ta geçen birçok bölümde, dağın yakın çevresindeİsrailoğulları’nın kamp yaptığı belirtilmektedir. Bu kamp yaptıkları bölgeye de, Refidim deniyor ve Tevrat‘a göre dağın ön tarafında bulunuyor. Geleneksel Sina Dağı’nda gözlemler yapan Bob Cornuke, şunları söylüyor:

”Geleneksel Sina Dağı’nın üstünden çekilen bir hava fotoğrafı elime geçti. Bu fotoğrafta, her tarafta dağların zirveleri gözüküyor ve bir şey yetişmesi ya da bir yaşamın sürdürülebilmesi için çok az alan bulunuyor. Yukarıdan 360 derece etrafa bakıldığında, sadece dağlar görünüyor. Hiçbir yerde kan, çadır, bedeviler yok.”

Cebel el-Lawz‘ı ziyaret edenler, gözlemlerini şöyle aktarıyorlar:

Makla’nın tepesinden doğuya bakıldığında, dağın sağ ayağında açık bir alan görülmektedir. Açık alan, çok daha geniş bir araziye(genişliği 2 mil, uzunluğu 5 mil) doğru açılmaktadır. Benzer ölçülerde başka bir düzlük de, batı tarafında bulunmaktadır. Burası, İsrailoğulları’nın kamp yaptığı Refidim olabilir.”

Moller, bu alanın 40 km olduğunu söylemektedir.

6- Plato

Makla üzerinde Musa’nın 70 kişiyle Allah’a yalvardığı yer-okla gösterilen plato.

Tevrat‘ta, Çıkış 24:9‘da, Musa‘nın, 70 akil adamla beraber Allah’ı görmek için dağa çıktığı yazmaktadır. Besbelli Sina Dağı‘nın yukarılarında bir yerde, en az 74 kişinin ayakta duracağı, oturacağı ve yiyeceği bir alan olması gerekiyordu.

Dağın üzerinde araştırma yapanlar, Cebel Makla‘nın 2000 feet yukarılarında ilginç bir alan tanımlıyor. Onlara göre bu alan, volkanik olmamasına rağmen bir kratere benziyor. Burası öyle özel bir nokta ki, İsrailoğulları’nın kamp alanından burasını görmek imkansız olduğu gibi, platodan da kampı görmek mümkün değil. Farklı bir kaynak aşağıdaki tanımlamayı yapıyor:

”Bu 74 kişiden her birisinin en az 5 m’ye ihtiyacı olduğu düşünüldüğünde, platonun yaklaşık 400 m olması gerekmektedir.Horeb‘te dağın yukarılarında göreceli büyük bir plato olmalıdır ve burası açıkça dağın zirvesinden ayrılmış olmalıdır. Moller, Cebel el Lawz‘da aynen böyle bir platonun var olduğunu söylüyor. Elbette bir çok dağda benzer platolar olabilir ancak diğer kanıtlarla beraber platonun da bu özellikleriyle Cebel el Lawz’da bulunması, bu tezi destekleyici bir unsurdur.

7-Cebel el Lawz’daki Ağaçlar

Cebel el Lawz’ın üzerinde bir mescit yapıldığı, Kur’an’da ve Sünnet’te geçmektedir. Üstte eski bir yapıya işaret eden yontulmuş kayalar ve arasında badem ağacı.

Çıkış 25:10-16’da, Musa’nın tapınağa ait pek çok kutsal eşyayı,akasya ağacından yaptığını görüyoruz. Bunların en önemlisi de, Ahit Sandığı’dır. İbranice bu ağaca Shittim Ağacı denir.

”10 Akasya ağacından bir sandık yapsınlar. Boyu iki buçuk, eni ve yüksekliği birer buçuk arşın olsun.
11 İçini de dışını da saf altınla kapla. Çevresine altın pervaz yap.
12 Dört altın halka döküp dört ayağına tak. İkisi bir yanda, ikisi öbür yanda olacak.
13 Akasya ağacından sırıklar yapıp altınla kapla.
14 Sandığın taşınması için sırıkları yanlardaki halkalara geçir.
15 Sırıklar sandığın halkalarında kalacak, çıkarılmayacak.
16 Antlaşmanın taş levhalarını sana vereceğim. Onları sandığın içine koy.

Gerçek Sina Dağı ile ilgili araştırma yapan Harrison’a göre; Cebel el Lawz’da Akasya ağacı bulunması, sıra dışı bir durum değildir. Bu bölgede Akasya ağaçları, tüm güney çöllerinde hatta Sina Yarımadası’nda dahi bulunur. Ancak Cebel el Lawz ve çevresindeAkasya ağaçlarının bulunuyor olması, bu teze yardımcı bir unsurdur.

Bölgede yetişen diğer bir ağaç da Badem ağacıdır. Daha önceden de belirttiğimiz gibi Cebel el Lawz‘ın anlamı Badem Dağı‘dır. Mağaranın üst tarafında, iki büyük taşın arasında görülen ağaç, Badem ağacıdır. Araştırmacı Moller, bu konuda şunu demektedir:

Dağdan gelen su, baraj gibi önü kesilerek ve su havzasının kenarlarına kuyular yapılarak kullanılmış. Su göletinin kenarlarındaki siyah noktalar kuyular.Yukarıda da kuyu yapısı görülüyor.
Cebel el Lawz’da dairesel yapılar
Cebel el Lawz‘ın batısındaki taştan yapılmış çemberler.
Horeb’teki Musa Altarı: Yehovahnissi Sunağı

”Zirvedeki ağaç, bu dağı kendi bölgesinde tanınır hale getirmektedir. Zira o bölgede, tepesinde ağaç olan bir başka dağ daha yoktur.”

Tevrat‘ın Çıkış bölümü Bab 25′de Badem ağacından şöyle bahsedilmektedir:

”33 Her kolda badem çiçeğini andıran üç çanak, tomurcuk ve çiçek motifi bulunacak. Altı kol da aynı olacak.
34 Kandilliğin gövdesinde badem çiçeğini andıran dört çanak, tomurcuk ve çiçek motifi olacak.
39 Bütün takımları dahil kandilliğe bir talant saf altın harcanacak.
40 Her şeyi, sana dağda gösterilen örneğe göre yapmaya dikkat et.”

G- Antik Yapılardan Elde Edilen Kanıtlar

a-Kuyular, Sarnıçlar, Taş Yığını Mezarlar

Makla’nın aşağısındaki bölgede, açık bir çekilde çembere benzer yapılar gözlenmektedir. Bob Cornuke, bu yapılar hakkında şu bilgileri veriyor:

”Her bir yapı, üç büyük halkadan oluşuyor. Dış duvarları 2,5 feet kalınlığında, 18 feet çapında. Her birinin arasında 5 feet kadar mesafe var. Bu yapılardan tam olarak 12 tane bulunuyor. Ancak bunlara sütun diyemeyiz. Bu yapılar, büyük sarnıçlara ya da seremoni platformlarına benziyorlar. Eski nehir yatağının tam altında bulunuyorlar. Belki de bunlar, İsrail kabileleri için su deposu görevi yapıyorlardı.”

b-Sınır işaretleri

Çıkış 19:10-12:

”10 Rab, Musa’ya, ”Git, bugün ve yarın halkı arındır” dedi, ”Giysilerini yıkasınlar.
11 Üçüncü güne hazır olsunlar. Çünkü üçüncü gün bütün halkın gözü önünde ben, Rab, Sina Dağı’na ineceğim.
12 Dağın çevresine sınır çiz ve halka deki, ‘Sakın dağa çıkmayın, dağın eteğine de yaklaşmayın! Kim dağa dokunursa, kesinlikle öldürülecektir.”’

Moller, Cebel el Lawz‘ın alt kısmında, üzerinde ipleri(bağcıkları) bağlanmamış sandalet petroglifleri olan bir çok taşlar olduğunu iddia etmektedir.

c-Taştan Yapılmış Çemberler

Cebel el Lawz‘ın batı tarafında; Refidim‘de, İsrailoğulları‘nın kamp yaptığı ve yarık kayadan su içtiği yerde, geniş bir düzlük vardır. Dr. Glen Fritz’e göre, burada birçok, taştan çemberler ve taş yığınları bulunmaktadır.

Caldwell’lere göre, İsrailoğulları’nın burada kısa zaman kalması nedeniyle, yontulmamış taş kullanılan ve eşiği olan taş çemberler, orada bulunan yerel halkın yani bedevilerin tarzından oldukça farklı bir tarzda yapılmıştır.

d- Mezarlık

Tevrat’ın Çıkış bölümünde, Buzağıya tapan 3.000 kişinin öldürüldüğü ve veba nedeniyle 20.000 kişinin telef olduğu yazmaktadır. Peki bu 23.000 İbraniye ne oldu?

Son zamanlarda bölgenin tek batılı ziyaretçisi olan Caldwell’ler, Kutsal bölgenin 3-4 mil kuzeyinde, çevrilmiş bir alandan bahsediyorlar. Bu alanda, baş taşları olan mezarların bulunduğunu belirtiyorlar. Caldwell’ler, yaptıkları araştırmalar sonucunda her bir baş taşının, birden çok insana, belki de bir aileye, hatta beli bir kabilenin çeşitli mensuplarına ait olabileceği sonucuna varmışlardır. Dr. Fritz, bölgeye ait uydu resimleri üzerinde çalıştıktan sonra, yüzeyin bozulması ve yapıların şeklinden yola çıkarak bu bölgede aynı zamanda kazılmış binlerce mezar olduğu sonucuna varmıştır.

e- Yehovahnissi Sunağı

Çıkış 17:15-16.

”15 Musa bir sunak yaptı, adını ”Yahova- nissi(Yehova bayrağımdır)” koydu.
16 ”Eller Rabb’in tahtına doğru kaldırıldı” dedi, ”Rab, kuşaklar boyunca Amalekliler’e karşı savaşacak!”

Musa’nın yontulmamış taşlardan yaptığı dağın eteğinde vadideki sunak.
Sunağın içindeki 12 sütun.
Sütunların uzunlukları İsrailoğulları’nın 12 boyuna uygun olarak gösterilmiştir.

Ron Wyatt’a göre; Horeb‘teki kayanın sadece birkaç yüz feet ilerisinde bulunan bu sunak; 20-25 feet uzunluğunda ve 15 feet derinliğinde. Yüksekliği ise 3-4 feet.

f-Sunak ve Musa’nın Sütunları

Tevrat Çıkış bölümü 24: 4-5’de şöyle yazar:

”4 Musa, Rabb’in bütün buyruklarını yazdı. Sabah erkenden kalkıp dağın eteğinde bir sunak kurdu, İsrail’in on iki oymağını simgeleyen on iki taş sütun dikti.
5 Sonra İsrailli gençleri gönderdi. Onlar da Rabb’e yakmalık sunular sundular, esenlik kurbanları olarak boğalar kestiler.”

Dağın altında ve doğu tarafında tamamen Tevrat‘taki anlatıma uyan bir yapı bulunmaktadır.

Caldwell’ler, sunağın içinde İsrail boylarına ait 12 sutünun yerini saptadıklarını da iddia ediyorlar ve eski kaşif Richard Burton’un da bunlardan bahsetmesini referans gösteriyorlar. Caldwell’e göre bu sütunlar, kare şeklinde yerleştirilmişler. Ayrıca her İsrail kabilesine ait sütun, kabilenin nüfusuna göre farklı ölçüde yapılmış.

ÇIKIŞIN ROTASI NEDİR?

Mısır’dan Kızıldenizine Kadar Musa’nın İzlediği Yol

Kutsal Dağ‘ın yerini belirlemek için, İsrailoğulları’nın yolculuk yaptığı yol-mesafe önemlidir. Çünkü bu yolun, 2 milyon Yahudi’nin bu işi başarmasına uygun olması gerekir.

Örneğin; eğer birisi, Sina Dağı‘nın, geleneksel inanıştaki gibi Sina yarımadasının güneyinde olduğuna inanıyorsa, ona şu soru sorulabilir. Bir çok Mısır turkuaz madeninin bulunduğu Wadi Maghara, Serabit el-Khadim ve Wadi e-Nasb bölgesinde İsrailoğulları’nın kamp kurmasının mantığı var mıdır? Menshe Har-El’e göre(Menshe Har-El: Coğrafyacı, Yahudi akademisyen); Mısır, bu değerli madenlerini korumak için orada sürekli bir ordu hazır bulundurmaktadır.

Biliyoruz ki İsrailoğulları, Firavun’dan kaçıyorlardı. Bu kadar büyük bir grup için, Mısır’ın etrafında kamp kurmak, kabul edilebilir bir bakış açısı olmasa gerek. Bu bölgede bulunan antik yerlerin isimleri tam olarak tanımlanamamıştır.

MusaRabb’in buyruğu uyarınca; sırasıyla yapılan yolculukları kayda geçirdi. Yapılan yolculuklar şunlardır:

İsrailoğullarıFısıh kurbanının ertesi günü-birinci ayın on beşinci günü- Mısırlılar’ın gözü önünde, zafer havası içindeRamses‘ten yola çıktılar.

İsrailoğulları, Ramses’ten yola çıkıp Sukkot‘ta konakladılar.

Ramses Şehri Nerededir?

İsrailoğulları’nın yaşadığı, Mısır’daki Ramses ve Goshen bölgesi.

Ramses şehri olarak önerilen bir çok yer bulunmaktadır. Pelusium, Tanis, Tel er-Retabeh ve Qantir. Bir çok akademisyen, Tanis’i veya Qantir‘i, daha kuvvetli aday olarak nitelendirmişlerdir. Har-el’e göre, Qantir, daha gerçekçi bir yerdir. Çünkü Sukkot olarak bilinen ilk kamp yerinden 7 mil olarak uzaklıktadır.

İlk kamp yeri; “çıkış rotası“nın yönünü belirtir. İsrail’in acele çıkmalarından dolayı, hem gündüz hem de gece yolculuk yapmaları beklenir. Sukkot‘un,Timsah Gölü’nün batısında bulunan Theku bölgesinde olduğuna inanılmaktadır. Bu bölge aynı zamanda Tanis ve Qantir’in güneybatısına düşmektedir.

İsrail, Kızıldeniz’deki geçiş noktasına doğru hareket ettikçe bu başlangıç noktası, Süveyş’deki geçiş noktası olan Menzala Gölü geçişini elimine eder.

“Tanrı Dağı” kitabını yazan Anati’ye göre; Sukkot‘un yerini tam olarak belirlemek çok güçtür. Ancak bir tahmin olarak, günde 20-30 mil hız ve güneydoğu yön çizgisi, Sukkot’u, Timsah Gölü civarına koyar. Sukkot‘tan çıktıktan sonra diğer olası kamp alanlarını ele aldığımızda; İsrailoğulları’nın, daha hızlı hareket edebilmek için “büyük kervan veya ticaret yolları“nı seçmiş olması, faydalı bir görüştür.

”Allah, halkı, çöl yolundan Kızıldeniz’e doğru dolaştırdı.”

İsrailoğulları’nın Kenan diyarına girmesine izin verilmediğine göre, o zaman çıkışın rotası, Akdeniz’in sahil şeridi olamaz. Sina Yarımadası’nın ortasından geçmek zorundadırlar. Burada olabilecek en mantıklı çözüm; yüz yıllardır hacıların ve yolcuların kullandığı Darb el-Hac yoludur. Har-el’in haritasına bakan birisi, Sina Yarımadası’nın kuzeyinde bir çok ticaret yolu görebilir. Bu ticaret yolları ve hac yolu hakkındaki bir çok bilgi, Har-el’in çalışmasından elde edilmiştir.

Allah’ın seçmediği yol, Akdeniz’in sahilinde, Gazze’nin içindeki el-Arişh’e giden yoldur. Mısır’ın dışına çıkmak için en kısa yol budur. Ancak aynı zamanda Sina Dağı’na gitmek için en uzun yol budur.

Timsah Gölü’nün doğusuna, Shur yoluna uzanan üçüncü bir yol daha vardır. Bu çok eski bir yoldur. Filistin’in merkezinden gelen kervanlar bu yolu kullanarak Mısır’a giderler. Har-el, İbrahim ve Yakub’un, bu yolu izledikleri konusunda çok emindir.

Dördüncü bir yol daha vardır. Bu yol, Medyen’e ve Cebel el-Lawz’a giden en kısa yoldur. Anati, bu rotayı şöyle tarif eder: Bu yol, 1300 yıldır kullanılan Darb el-Hac yoluyla, Mitla veya Jiddi Pass denen yerde çakışır. Güneye doğru kıvrılır. Qalat en Nakhl’daki Cebel el-Gharra’nın kenarından geçer. Tamad’ın geçit vermez kavurucu dağlık bölgelerinden geçerek, Akabe Körfezi’ne gider. Ve Kuzey Afrika’dan yola çıkan tüm hacıları Mekke’ye ulaştırır.

Müsil, 1926’da Kuzey Hicaz adlı kitabında şunu belirtmiştir: Mısır hükümranlığının hakim olduğu topraklardan en çabuk ve pratik çıkış yolu, Mısır’dan Akabe Körfezi’nin kuzey uzantısına giden transport rotasıdır.

Har-el, Güney Sina’daki bakır ve turkuaz madenlerine uzanan diğer bir yoldan bahseder ki; bu yol, ona göre imkansızdır. Bu rota, Süveyş’deki delta bölgesinden, güneye gelenkesel Sina’ya iner. Har-el’e göre İsrail, Mısır garnizonlarının bulunduğu bir yerden uzak olmak için elinden geleni yapmıştır.

Palmer gibi bazı eski tarih ve coğrafya bilginleri, geçiş noktası olarak Kızıldeniz’in Süveyş Körfezi kolu olduğuna inanırlar. Bu konuda ellerindeki bazı fiziksel verilerden yararlanarak bu iddiayı yapmaktadırlar. Palmer’e göre, Süveyş’ten geçip karaya ilk ayak bastıkları yer Ayun Musa‘dır. Har-el, Palmer’in bu görüşünü yanlış bulmuştur. Ayrıca Mısır sınırının Süveyş Körfezi boyunca olduğu düşünülürse, Har-el’e göre, İsrailoğulları’nın Ramses’ten gelerek burdan geçmesi vakit kaybettirecek bir unsurdur.

Josephus ise, kitabında İsrailoğulları’nın kaçmış olabilecekleri Kızıldeniz’e son bulan dağlık bölgenin, coğrafik ayrıntılarını vermiştir. Anlatılan topoğrafik özellikler, Akabe Körfezi’ndeki iki noktaya oldukça uyum göstermektedir. Buna rağmen Josephus’un eserinin yorumunu yapan bazı akademisyenler, sadece Tevrat’tan çıkardıkları bir takım objektif olmayan nedenlerden ötürü, denizden geçiş noktasının Süveyş Körfezi olduğunu söylemektedirler. Süveyş Körfezi’nden geçildiğine dair elde hiç bir somut veri yoktur.

Üstte; İsrailoğulları’nın geçiş yeri Nüveyba’nın, uydu görüntüsü. Altta; İsrailoğulları’nın Mısır’dan Nüveyba’ya kadar izlediği yol(yeşil yol). Sarı yol; tarihi Hac yolu.

AKABE KÖRFEZİ’NDEN GEÇİŞ YERİ: NÜVEYBA’DIR

Akabe Körfezi’nden karşıya geçiş noktası hakkında 2 görüş bulunmaktadır:

1. si; Sina Yarımadası’nın kıyısından, güneye üçgenin ucuna inip Strait’den geçme teorisi. Mesafe ve zaman açısından bu yol imkansız görülmektedir. Aynen Süveyş Körfezi’nde görüldüğü gibi Strits of Tiran bölgesinde, gerek deniz altında ve gerekse toprak altında Firavun ordusuna dair hiçbir kalıntı bulunamamıştır.

Akabe Körfezi’nden diğer bir geçiş noktası da Nüveyba‘dır. Elyat’ın 40 mil güneyinde körfeze çıkıntı yapmış büyük bir kumsaldır. Ramses Şehri’ne 290 mil uzaklıktadır. Bu fikri savunanlara göre; Etamı, Elyat’ta Akabe Körfezi’nin kuyruğunda kabul ederler. Tam burada İsrailoğulları dönüş yapar. Vadi Haysi, daha sonra da vadi Watri’ye gider. Bu yol da onları Nüveyba yarımadasına çıkarır. Nüveyba ile Elyat arasındaki mesafe 80 mildir.

Ron Wyatt, Jonathan Gray, J. Pinkoski, Lennart Moller, Discovery Media Productions şirketi aracılığıyla bir video çıkarttı. Ve bu bölge oldukça popularite kazandı. Dr. Moller’ın kitabı, Akabe Körfezi altından çıktığı ve Firavun ordusuna ait olduğu iddia edilen kalıntıların müthiş fotoğraflarıyla dopdolu. Kalıntılar burada bulunduğu için, Pihahiroth, Migdol, Baalzephon’un, Nuweiba’da bulunma olasılığını, Moller kitabında tarif eder ve resimlerle anlatır.

Geçiş yerinde bulunan Firavun dönemine ait cenk arabası tekerleği.

En ilginç olanı da videoda ve Moller’in kitabında, körfezin sularının altından çıkan bir cenk arabası tekerleği parçasının resmidir. Bu resimde süslenmiş altın yaldızlı bir cenk arabası tekerleği görülmektedir. Kitapta, tekerleğin üzerindeki Mısır resimlerinin o çağdaki Mısır cenk arabalarıyla kıyaslaması yapılmıştır. Ayrıca çok eski görünen mercan formları, cenk arabasının üstünde bulunmaktadır.

Elim, hurma ağaçları anlamına gelmektedir. Elim kelimesinin İbranice kökeni Eloth, Elath. Elath, aynı zamanda ağaçlar anlamına gelir. Bu isim, Akabe Körfezi’nin kuzey ucundaki Elat şehriyle ilişkilidir.

Sayılar, 33/10-11′de Sin Çölü‘nün yerinden şöyle bahsedilir:

“Sin Çölü; Elim’le, Sina Dağı arasında bir yerdedir.”

Yarık kaya büyük açık alan, dağın batı kısmında yer almaktadır.Refidim bölgesinden, kamp bölgesine yani dağın doğu yakasına gitmek 1-2 gün almaktır. Refidim bölgesinde burada Ameliklerle yapılan savaşın anısına bir Altar yapılmıştır.

Kaynak: Charles A. Whittaker, ”The Biblical Significance Of Jabal Al Lawz”, newprovidencebc, Çev. Gökben Coşkun,yaklasansaat.com, Mayıs, 2003.

Alıntıdır: Yaklaşan Saat.com Sitesinden alıntıdır